Frontal Korteksinle Seç

Daha önceki yazımda iradenin, başka türlü bir davranışı seçme şansınız varken, bu davranışı seçmek olduğundan söz etmiştim (https://suphesiznil.blog/2020/04/10/libet/) ve seçim özgürlüğünün beyindeki frontal korteksle olan ilişkisine değinmiştim. Şimdi bu ilişkiyi biraz daha açalım:

Frontal korteks evrimsel olarak daha yakın zamanlı olarak gelişen beyin bölgesidir. Kafatasının en önünde yer alması nedeniyle alın lobu olarak da bilinir. Geleneksel olarak rasyonel düşüncenin merkezi olarak kabul edilirdi. Ancak daha güncel çalışmalar, rasyonel düşünce ile duyguların tahmin edilenin aksine çin seddi gibi bir sınırla ayrılmadığını; beynin oldukça karmaşık işlemler ve ağlardan meydana geldiğini; ve tek bir beyin bölgesinin sadece mantık ya da sadece duyguyla ilişkilendirilemeyeceğini kanıtladı. Böylece zihnin soğuk ve mantıklı rasyonel akıl ile sıcak ve mantıksız duygular gibi bir dualiteden oldukça uzak olduğu gösterildi. Ancak pek çok bilimsel bilgi gibi bu da kollektif bilince ulaşması yüzyıllar süren bir olgu olarak toplumun geniş kitleleri tarafından henüz haberdar olunmamış bir gerçek.

Beynin en geç gelişen bölgesi olan frontal korteks 25li yaşlardan sonra ancak tam olarak gelişimini tamamlamış olur demiştik. Bu da demek oluyor ki beynin en fazla çevreden, en az genlerden etkilenen bölgesi burası. Bunun da toplum bilimlerine yani insanın sosyolojisine müthiş yansımaları mevcut.

İlginçtir ki insanı insan yapan beyin bölgemiz çevresel etkilere (yani insandan şeytanlara) en fazla açık olduğumuz yer. Ayrıca beynin daha altlarında yer alan duygu merkezleri (yani cinden/görünmeyen şeytanlar) ile sürekli iletişim halindedir.

Belki de bu yüzden Kur’an’da açıkça Allah’a karşı ve topluma karşı olmak üzere iki türden görevimiz olduğu geçer. Örneğin, salat kavramı bazı ayetlerde Allah’la yardımlaşma çağrısı olan namaz ritüelini (Bakara 2:3; Ali İmran 3:39), bazı ayetlerde ise toplumsal yardımlaşmayı ifade eder (Kıyame 31; Müddesir 74:43). Bu açıdan aynı kavramın/kelimenin hem Allah’a olan sorumluluk hem de topluma olan sorumluluk bağlamında kullanılması oldukça düşündürücüdür. Öte yandan, İslam dünyasının neden Allah’a karşı olan sorumluluğunu adeta bir gösteriş aracı haline getirmesine rağmen, topluma olan sorumluluğunu çoğu kez unuttuğu da ayrıca incelenmesi gereken sosyolojik bir vakadır.

Onlar ki gaybe iman edip namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar.

Bakara 2:3

O (insan) ne onayladı, ne de (diğerlerini) destekledi.

Kıyame 75:31

Frontal korteks duygu ve davranışın düzenlenmesi ile yakından ilişkilidir. Ünlü şekerleme (Marshmallow) deneyleri frontal korteksin çalışma mekanizmasına güzel bir örnek olabilir. Bu deneylerde 5 yaşındaki çocuklara bir adet şekerleme verilir ve şöyle denir: “Ben şimdi odadan ayrılacağım. Senin burada beni beklemeni istiyorum. Bu önündeki şekerlemeyi yiyebilirsin. Ancak eğer bunu yemez de beklersen, döndüğünde bir şekerleme daha alacaksın. Ama eğer bunu yersen, ikinci şekerlemeyi alamayacaksın.” Ve araştırmacı odadan ayrılır. Altta bir videosunu paylaştığım gibi, küçük yaştaki çocuklar ve henüz davranışsal kontrol geliştirememiş olanlar şekerlemeyi hemen yer. Çünkü geleceğe dönük uzun süreli planlama, hazzı erteleme ve duygu düzenleme gibi frontal korteks işlevleri henüz tam olarak gelişmemiştir.

Yukarıda topluma olan sorumluluğumuza dair ayetler bağlamında düşünürsek, eğer bir birey duygu ve davranışlarını kontrol etme becerisini yeterince geliştiremediyse, yani ikinci şekerlemeyi bekleyebilecek düzeyde uzun süreli planlar yerine çoğunlukla anlık tepkisel davranışlarda bulunuyorsa, bunun sorumlusu büyük oranda çevresidir. Benzer şekilde, bir toplumda kadına yönelik şiddet gibi dürtüsel davranışlar ya da duygusal problemler; toplumdaki bağların zayıflamasının bir sonucu olan alkol-madde kullanımı gibi bağımlılıklar arttıysa, bu konuda bireyler kadar o toplum da sorumludur.

İlginçtir ki, frontal korteks bilimsel olarak ergenliğin sonu gibi görünen 20li yaşların başında bile tam olarak gelişimini tamamlamış sayılmaz. Bu durum ergenlerin neden sonuçlarını yeterince düşünmeden tepkisel biçimde riskli davranışlarda bulunduğunu da açıklar. Bu açıklama bizleri ergen sağlığına dönük daha fazla araştırma ve gençlik programı geliştirmeye yönlendirmelidir. Ayrıca yasal yaş sınırlamalarının da yeniden düşünülmesi gerekir. Örneğin, Amerika’da idam cezası olan bir eyalette mahkemeye sunulan güncel sinirbilim bulgularına dayanılarak, kasten adam öldürmekle yargılanan bir genç, idam cezası almamıştır. Bu gelişmeye rağmen, sigara-alkol maddelerine erişim gibi riskli davranışlar ile ehliyet sahibi olma ve oy kullanma gibi vatandaşlıkla ilgili davranışların yaş sınırının belki de bilimsel bulguların ışığında yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç duyulabilir.

Konumuza dönersek, özetle, frontal korteks sayesinde davranışlarımızı sosyal dünyadan öğrendiklerimizle düzenleyebilmekteyiz. Profesör Robert Sapolsky frontal korteksin yapılacak olan şey, verilecek karar zor olduğunda, doğru olan seçimi yapmak üzere programlandığını söyler (“Do the right thing when it’s harder”). Frontal korteks bize seçimlerimizde şöyle diyen taraftır: “Eğer bunu yapmayı seçersen sonunda pişman olacaksın. Bu davranış uygun değil.”

Profesör Robert Sapolsky

Bu Freud’un ünlü kavramsallaştırması “id, ego, süper ego”ya benzer. Tabi ki Freud’un yaşadığı dönemde sinirbilim ölçme araçları bu kadar gelişmemiş olduğundan, kendisi bu kavramları bilinç ve bilinçaltı gibi daha mistik yönden açıklamıştı. Yine de, Freud’a göre insan davranışını yönlendiren ve birbirleriyle çatışma içinde olan 3 farklı kavram vardı. Bunlardan ilki, “id”, hayvanlarla ortak yönlerimiz olan içgüdülerimizi içerir. Örneğin, acıkma, barınma, cinsellik gibi ihtiyaçlara yönelik davranışlar id kapsamına girer. “Süperego” ise toplumun öğretilerini yansıtır. Yani, çevreden öğrendiğimiz neyin doğru neyin yanlış olduğunu bize hatırlatan mekanizma süperegodur. Örneğin, id “karnım acıktı, hadi hemen şimdi doymam lazım, şuradan bir ekmek (ç)al” derken; süperego “bir dakika bir restoran bulmalısın; çünkü bu toplum için daha uygun bir davranış” der. “Ego” da bu ikisini dengeleyip son kararı veren merciidir. Benzer şekilde frontal korteks beynin daha içeriden gelen dürtü ve duygularına karşı sosyal davranışların düzenlendiği bir süperego merkezi gibi duruyor.

Yani toplumun değerlerini ve evrensel etik ilkelere uyup uymadığımızı kontrol etmeye yarayan beyin bölgesi burasıdır; bir seri katil olmamamızı sağlayan bölge de. Yapılan vaka çalışmaları, sıklıkla antisosyal kişilik bozukluğu olduğu görülen seri katillerin frontal korteks işlevlerinin zayıf olduğunu göstermektedir.

Frontal korteks sürekli olarak geleceğe yönelik senaryoları karşılaştırır. Bir nevi “eğer şu şu koşullar gerçekleşirse, şöyle şöyle yaparım” gibi planlı düşünceleri kontrol eder ve bu planların toplumun beklentileriyle uyumlu olup olmadığını denetler.

Daha da ilginci yalan söylememek ve doğru sözlü olmak için harekete geçen yer de frontal kortekstir ve fakat bir kez yalan söyledikten sonra bu yalanı sürdürebilmek için daha fazla çalışması gereken yer de. Örneğin, sinirbilim çalışmalarında empati duygusundan yoksun ve ahlakî değerler konusunda pek de başarılı olmayan sosyopatlara frontal kortekse ihtiyaç duyulan geriye doğru sayma gibi görevler verildiğinde (100,99,98, 97, 96, … şeklinde geriye doğru sayma) bu bölgenin sosyopat olmayanlara göre daha fazla aktive olduğu görülmüştür. Yani frontal korteks gerektiren etik davranışları sergilemek için sosyopatların çok daha fazla çaba sarfetmeleri gerekiyor.

Frontal korteks evrimsel olarak en geç ortaya çıkan ve insan beyninde diğer canlılara göre en fazla gelişmiş bölge demiştik. Bu bölgenin diğer beyin bölgeleriyle kurduğu karmaşık ilişkiler sayesinde biz insanlar, diğer canlılarda olmayan bazı becerilere sahip oluruz. Ahlak, özgürlük, eşitlik gibi soyut kavramları idrak etme; mecazi anlatımlar ve söz sanatlarını kullanabilme; matematik gibi soyut bilimler geliştirebilme kapasitemiz bizi hayvanlardan ayıran ve evrimsel olarak eşine rastlanmamış becerileridir.

Bu beceriler Tanrı tarafından bize verilmiştir. Bunun nasıl olduğunu henüz bilimsel olarak ortaya koyamamış olsak da, Kur’an bize bunu “Ruh’tan üfleme” ayeti ile açıklar (Hicr 15:29). Ruh, vahiy bilgisi ve emirler demektir. İşte Ruh’tan üflenerek Adem ilk kez soyut düşünceyi geliştirebilecek, iradeyi deneyimleyebilecek kapasiteye erişmiş oluyor. İlk sınavını ve özgür seçimini de ağaca yaklaşarak vermiş oluyor (Bakara 2:35). İşte bu olağanüstü becerilerin beyindeki karşılığını bizi hayvandan ayıran bölgemiz olan frontal kortekste görüyoruz. Çünkü hayvanlarda gelişmemiş olan bu bölge iyi-kötü kavramlarını algılamamızı; doğru veya yanlış seçimleri yapmamızı sağlıyor.

Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın.

Hicr 15:29

Dedik ki: “Ey Âdem, sen ve eşin cennette oturun, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol yeyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”

Bakara 2:35

Yine “Adem’e isimlerin öğretilmesi” de bu soyut düşünce becerisi ile ilişkili görünüyor (Bakara 2:31). Bu Melek’lerin şaşakaldığı Adem’e öğretilen isimler bildiğimiz “masa, sandalye, gel, git” gibi dil becerileri şeklinde anlaşılabilir. Ancak dil becerisini de içine alan daha geniş kapsamlı bir “sembol öğretimi” olduğunu varsaymak akla daha yatkındır. Çünkü güncel arkeoloji çalışmaları ve dil felsefecileri modern insanın dil becerisi kazanmadan binlerce yıl önce sembolik düşünceyi geliştirmiş olduğuna işaret ediyor. Yani Allah biz Ademoğluna bu ayetlerde açıklanan sembolik düşünceyi kullanma ve geliştirme becerisi vermiştir. İşte tam olarak bu beceri bizi seçim özgürlüğüne getiriyor. Çünkü yukarıda bahsettiğimiz iyi ve kötü gibi soyut kavramları ayırt etme becerisi ve bunlardan birini seçme davranışı da sembolik düşüncenin merkezi olan frontal korteks yapıları ile ilişkili.

Adem’e tüm isimleri (sembolik düşünceyi) öğretti, sonra onları meleklere sunup, “Doğru iseniz, şunların isimlerini siz bana bildirin” dedi.

Bakara 2:31

İşte evrende hiç bir canlıda olmayan iyi-kötü, ahlak, etik gibi kavramlar biz insanlarda mevcuttur. Kavram dediğimiz şeyin var olması için bile iradeli bir zihne, soyut düşünce kapasitesi ve sembolleri işleyebilme yetisine ihtiyaç duyulur. Kur’an’a göre imanın temeli iyi yolu seçmek ve kötü yoldan sakınmaktır (Tevbe 9:71).

Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridir. İyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah´a ve Resulüne itaat ederler. İşte Allah onlara rahmet edecektir. Çünkü Allah üstündür; bilgedir.

Tevbe 9:71

İşte iyi ve kötüyü seçebilme özgürlüğünü de bir takım ibadetler ile deneyimleriz. Örneğin doğada hiç bir canlıda özgür irade olmadığı için, onlar direkt olarak vahye bağlı olduğundan, Allah için bugün aç kalalım diye düşünmezler. Oysa ki biz, iradesi olan kullar, bu özgürlüğümüzü oruç ibadeti üzerinden deneyimleriz. Yani Tanrı bizden özgür irademizi kullanarak beynimizi eğitip geliştirmemizi emrediyor. Bunu da Ramazan’da önümüzde yeme alternatifi dururken özgür seçimler yapabileceğimizi test etmek, deneyimlemek ve beynimizi çalıştırıp eğitmek için yememeyi tercih ederek yapıyoruz. Bu türden sakınma davranışları, zihinsel kontrolümüzün en yoğun olduğu ve duygu ve davranışların düzenlendiği frontal korteksin gelişimine bağlıdır. Seçimlerimizi ne kadar farkında olarak verirsek, ne kadar çok evrensel ahlakî ilkelere bağlı kalırsak, bu mekanizmayı o kadar çok işler hale getirebiliriz.

Konuyla ilgili yararlı bulduğum bazı videolar:
https://www.youtube.com/watch?v=lX74CfRAZmo
https://www.youtube.com/watch?v=1AwNCb0XciU
https://www.youtube.com/watch?v=YWZAL64E0DI&t=3223s
https://www.youtube.com/watch?v=kFR0LW002ig&list=PLhGZwLG7joYWsZboJgK5n3HcGzIXWowxB

şüphesiznil tarafından yayımlandı

İlgi alanlarım psikoloji, sinirbilim, astroloji, zihin felsefesi ve Kur'an. Şu anki meraklarım eski uygarlıklar, sanat terapisi, uzakdoğu tıbbı. İlgi alanlarımla ilgili ben konuşurum; meraklarımla ilgili sizi dinlemek isterim:) Profile photo Image by 95C from Pixabay.

Yorum bırakın