Libet ve Seçim Özgürlüğünün Reddi

Seçim özgürlüğü felsefî olarak kavranılması en zor konulardan biri. İnsan iradesi, felsefenin ve dinlerin yanı sıra nöroloji, psikoloji, bilişsel bilimler gibi alanlarda da önemli bir odak konusu olmuştur. Kur’an ise felsefenin en kadim sorularını asla yanıtsız bırakmaz. Yeter ki açık bir zihin ile bakabilelim.

Özgür iradeye iki temel felsefi yaklaşım vardır: Deterministik ve indeterministik. Deterministik görüşe göre, eylemlerimizin nedeni, zamansal olarak bir önce meydana gelmiş olayların ya da mekansal olarak yanındaki başka olayların bu eylemleri tetiklemesidir. Bu görüşe göre, özgür irademiz yoktur. Davranışlarımız bizi o davranışa iten başka olaylarla açıklanır. Bu görüş geleneksel din anlayışındaki “kader” kavramına benzer. Yani Tanrı biz doğmadan önce tüm eylemlerimizi, başımıza gelecek her şeyi önceden belirlemiştir. Ancak burada sorun, determinist bir bakışın Kur’an’ın temelini oluşturan sınav dünyasında olduğumuz ve ahirette hesap vereceğimiz gerçeği ile çelişmesidir. Çünkü tüm eylemlerimiz önceden belirlendiyse, bu eylemlerden nasıl sorumlu tutulabiliriz?

Özgür iradeye indeterministik yaklaşıma göre ise davranışlarımızın nedeni bizim o davranışı seçmemizdir. Felsefî açıdan bu görüşün argümanları da sorgulanabilir. Konuyla ilgili seçim özgürlüğünün Kur’anî delillerini aşağıdaki videomuzda tartışmıştık. Ancak ben burada medyaya yansıyan ve özgür iradenin olmadığına dair örnek olarak gösterilen sinirbilim çalışmalarından söz etmek istiyorum.

Şöyle başlayalım: Bir kafeye gittiğinizde “kahve mi çay mı içersiniz?” sorusuna determinist görüşe sahip olan birinin “bakın ben determinist takılıyorum, hep beraber bekleyelim görelim ne sipariş vereceğim, bakalım?” dediğini göremezsiniz. Eğer o gün kendinizi çok fazla determinist hissederseniz, kahve mi çay mı içeceğinize karar vermek yerine bunun için yazı-tura atabilirsiniz ve “bırakalım evren karar versin” diyebilirsiniz. Ama dikkat edelim: Sonuçta yazı-tura atma eylemine de siz karar vermiş oluyorsunuz. Burada bilişsel psikoloji ve sinirbilimde oldukça karmaşık bir konu olan karar verme (decision-making) konusuna adım atmış oluyoruz. Hem felsefede hem de psikoloji biliminde cevap aranan soru şudur: Beynimiz nasıl olup da böyle karmaşık işlemler yapıp bizim bu eylemleri seçmemizi sağlar?

Bugüne dek yapılan araştırmalar beynimizin binlerce nöronun birbiriyle karmaşık ağlar oluşturması sonucu bu kararları verdiğini gösterir. Ve bunu tek bir nörona, bir hormona, bir beyin bölgesine indirgeyemiyoruz. Dahası, evrimsel olarak daha erken dönemde gelişen ve beynimizin daha içerideki yapılarında bulunan duygu merkezlerimiz ile geleneksel olarak rasyonel karar verme merkezleri olarak düşünülen üstteki korteks bölgeleri de (özellikle frontal ve parietal bölgeler) birbirlerinden ayrılmaz bir bütün olarak işlem yapıyor. Bu yüzden günümüzde yapay zeka araştırmalarını en çok zorlayan da bu karar vermenin karmaşık yapısıdır. Böylece nasıl olup da bu karmaşık kararları verdiğimiz felsefe ve psikolojinin yanı sıra sinirbilim ve yapay zekanın da sorunu haline gelmiştir.

1982 yılında özgür iradeye dair, araştırmacıları oldukça şaşırtan ve deterministleri de oldukça sevindiren bir gelişme yaşanmıştı. Benjamin Libet ve arkadaşları yaptıkları bir deneyle insanın karar vermeden en az 350 milisaniye önce beyinde bu kararın verildiğini duyurdu. Ve ardından bu çalışmanın bulguları defalarca tekrarlandı. Bu deneylerde, katılımcılardan parmaklarını kıpırdatmaları gibi basit bir motor görevde bulunmaları istenir. Bu esnada odada bulunan bir saate bakmaları ve ne zaman parmaklarını oynatmaya karar verdilerse, onu bir yere not etmeleri görevi verilir. Tüm bu süreçte beyinlerindeki elektriksel aktivite kafataslarına yerleştirilen elektrotlarla EEG (Elektroensefalografi) yöntemi ile ölçülür. Sonuçta katılımcıların beyinlerinde parmaklarını hareket ettirmeden 200 milisaniye önce gerçekleşen bir aktiviteyi kaydederler (hazırlık potansiyeli) ve iradeli eylemlerin bilinçsiz bir biçimde başladığı sonucuna varırlar. Michael Gazzaniga, Cristoph Koch gibi ünlü biliminsanları ve hatta çok satan kitap Sapiens’in yazarı Yuval Harari bile bu deneylere atıf yaparak insanın özgür iradesi olmadığının ispatlandığını düşünürler. Bu bulgular Sam Harris gibi materyalist-ateizmi bir ideoloji olarak benimseyenler tarafından da sıklıkla referans gösterilir.

Libet Deneylerinin prosedürünü anlatan bir çizim.

Öte yandan, John Searle gibi modern zihin felsefecileri bu deneylerin gündelik yaşamdaki kararlar ve eylemlerle karıştırılmaması gerektiği konusunda uyarır. Çünkü aslında karar mekanizması bu deneyden önce başlamıştır. Katılımcılar bu deneye katılma kararı gibi çok önemli bir seçimi çoktan yapmışlardır. Tıpkı gittiği kafede yazı-tura atarak kahve siparişi veren determinist gibi.

Profesör John Searle

Konuyla ilgili 2017 yılında Bilincin Psikolojisi (Psychology of Consciousness) dergisinde yayınlanan bilimsel bir makalede, bu deneylerin pek çok rastgele ve sistematik hatalarla dolu olduğu gözler önüne serilmiştir. Öncelikle bu deneyler katılımcıların parmaklarını ne zaman hareket ettirme niyeti hissettiklerini tamamen kendilerinin rapor etmesine dayalıydı. Bu da katılımcıların gerçek tepki zamanları ile bunu kayıt etme zamanları arasında bir gecikmeye yol açacaktır. Yani eğer özgür iradenin olmadığına dair bir çıkarım yapılacaksa, ölçümlerin katılımcının kendi bildirimine dayanmayan daha objektif bir yolu denenmelidir.

Benzer şekilde, katılımcılar hem kendi düşüncelerini gözlemlemek hem de saati kontrol etmek zorundaydılar. Bu da yüksek düzeyde bilişsel becerileri gerektiren bir dikkat bölünmesi görevine tekabül ediyor. Örneğin, benzer bir çalışmada katılımcılardan spontan bir biçimde parmak hareketleri yapmaları istendi ama saati izleme ve not etme görevi verilmedi. Bu araştırmanın sonuçlarına göre hazırlık potansiyeli adı verilen ve özgür iradenin olmadığının kanıtı olarak ileri sürülen elektriksel aktivite meydana gelmedi. Araştırmacılar Libet’in orijinal deneylerinde var olan bu aktivitenin belki de saati izlemeye odaklanmaktan kaynaklandığını sorguladılar. Başka bir deyişle, Libet deneylerinde özgür irade değil; katılımcıların dikkat yoğunluğu ölçülmüştü.

Dahası, bu deneyler katılımcıların zihinlerinde oluşan bir takım içsel hataları (internal noise) da barındırıyordu. Buna göre, katılımcıların beyinlerindeki düşünceleri kontrol etmek imkansız olduğu için aynı anda parmak oynatma ve saati not etme gibi bir görev verildiğinde, zihinlerinden pek çok başka düşünce de geçmiş olabilir.

Tipik bir Libet deneyinde katılımcı olduğunuzu düşünün: Önce 1-3 saniye rahatlamanız isteniyor. Daha sonra gözünüzü saate dikmeniz ve spontan olarak parmaklarınızı oynatmanız bekleniyor ve son olarak da parmağınızı oynattığınız dakika ve saniyeyi rapor etmeniz gerekiyor. Parmağınızı oynatmadan önce aklınızdan geçebilecekleri hep beraber düşünelim:

“Tamam, şimdi başladık … Rahatlamam söylendi, tamamdır, saate bakmam lazım … bakıyorum… Ay, gözümü oynattım. … Pardon! Şimdi, tamam … Parmağımı oynatmam gerek. Şimdi mi yapmalıyım acaba? Yok yok şimdi değil, birazdan … Şimdi!”

Ve parmağınızı oynatırsınız. Zamanı not edersiniz. Sonra deney bu şekilde tekrarlarla devam eder. Burada inanılmaz karmaşık bir zihinsel aktivite söz konusu ve öyle görünüyor ki bu aktivitelerden tümünün bir ortalaması ölçülmüştür. Oysa ki bilimde (indirgemeci yaklaşımdan dolayı her ne kadar eleştirilere tabi olsa da) bu türden karıştırıcı değişkenleri manipüle etmek ve tek seferde yalnızca bir aktiviteyi ölçmek gerekir ki sonuçlar öngörüldüğü gibi özgür iradeye atfedilebilsin. Tersine, burada bu karmaşık zihinsel bileşenlerden hangisinin ölçüldüğü açık değildir. Buna göre, Libet deneylerinin tamamen ölçme hatasının bir sonucu olduğu görülüyor.

Ayrıca bu deneylerde ölçülen parmak oynatma motor hareketi ile seçim özgürlüğü dediğimizde aklımıza gelen karmaşık zihinsel süreçler de birbirinden oldukça farklıdır. Karar vermek ile özgür irade aynı şey olsaydı, hayvanlar da bir takım kararlar verdiğinden, onların da özgür iradesi olduğunu söylememiz gerekirdi. Oysa ki irade dediğimiz şey, başka türlü seçme şansım varken bu davranışı seçmemdir. Bir organizmanın iradeli olduğunu söylemekle,  pek çok alternatif olaydan birini seçebilme şansı olmasını kastederiz. Bu yüzden özgür irade yerine, “seçim özgürlüğü” demeyi ben daha uygun buluyorum. Bu seçim de yalnızca insan topluluklarında görülen iyi-kötü gibi ahlakî sonuçları olan olaylardan birine yönelmekle ilişkilidir.

Evrimsel olarak daha geç gelişen ve geleneksel olarak rasyonel düşüncenin de merkezi olarak kabul edilen frontal kortekse bakalım: Geleceğe dönük uzun süreli planlama, hazzı erteleme ve duygu düzenleme gibi işlevlerden sorumludur. Beynin de en geç gelişen bölgesi olarak 25-27 yaşlarından sonra ancak gelişimini tamamlamış olur. Bu da demek oluyor ki beynin en fazla çevreden, en az genlerden etkilenen bölgesi. Bu da ilginçtir ki bizi insan yapan bölgemizin tamamına yakını çevresel etkilerle gelişiyor.

Böylece seçimlerimiz toplumun bizi yetiştirme biçimine, ahlakî değer ve yargılarına göre de şekillenir diyebiliriz. Ama nedense sosyoloji gibi topluma dair bilimler, din, felsefe, tarih, psikoloji, sinirbilim, robotiks gibi farklı alanlardan beslenmesi ve topluma ışık tutması gerekirken, adeta bir takım filozofların düşüncelerinin ezberlenip aktarılması olarak anlaşılır.

Erich Fromm seçim özgürlüğü için şöyle der: “Özgür irade insanın sahip olduğu, var ya da yok olan bir şey değil; yol boyunca geliştirdiği azalan veya çoğalan bir beceridir.” Buna göre bireylerin seçimlerinde ne derece özgür olduğu toplumun insan hakları ve evrensel ilkelere ne kadar bağlı, ne kadar demokratik ve ilerici olduğuna göre değişir.

“Hiç bir köy (köyleşmiş, geri kalmış, antidemokratik toplum) yoktur ki kıyamet gününden önce (bu dünyada) Biz orayı imha etmeyelim veya şiddetli bir azaba uğratmayalım. Bu Kitap’da sınıflandırılmış, değişmez, evrensel bir kanundur.”

İsra Suresi 17:58

Kaynaklar ve İleri Okuma:

https://www.psychologytoday.com/us/blog/out-the-darkness/201709/benjamin-libet-and-the-denial-free-will

Bonn, G. B. (2013). Re-conceptualizing free will for the 21st century: acting independently with a limited role for consciousness. Frontiers in psychology4, 920.

Clarke, P. G. (2013). The Libet experiment and its implications for conscious will. Faraday Institute for Science and Religion.

Kihlstrom, J. F. (2017). Time to lay the Libet experiment to rest: Commentary on Papanicolaou (2017). Psychology of Consciousness: Theory, Research, and Practice, 4(3), 324–329. https://doi.org/10.1037/cns0000124

Libet, B. (2002). The timing of mental events: Libet’s experimental findings and their implications.

https://elifcelik28.wordpress.com/2019/07/07/kuranda-demokratik-sehir-ve-antidemokratik-koy-kavramlari/

şüphesiznil tarafından yayımlandı

İlgi alanlarım psikoloji, sinirbilim, astroloji, zihin felsefesi ve Kur'an. Şu anki meraklarım eski uygarlıklar, sanat terapisi, uzakdoğu tıbbı. İlgi alanlarımla ilgili ben konuşurum; meraklarımla ilgili sizi dinlemek isterim:) Profile photo Image by 95C from Pixabay.

Birisi “Libet ve Seçim Özgürlüğünün Reddi” üzerinde düşündü

Yorum bırakın