Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Suriyeli düşünür Dr. Muhammed Shahrour’un çığır açıcı felsefî ve metodolojik yaklaşımı, inanıyorum ki önümüzdeki yıllarda İslam düşüncesinde aydınlanmanın temel taşlarını oluşturacaktır. Bu vesile ile kendisine Allah’tan rahmet diliyorum.
Her nefs ölümü tadacaktır.
Ankebût 29:57
Biz yok olacağız, bu dünya ve yaşadığımız evren yok olacak ve bizler alemlerin Rabbi tarafından yeni bir yaratılışla diriltileceğiz (Kâf 50:15). Hiç bir dünyevî eser ya da görüş de bu helak kanunundan münezzeh değildir. Bu bilinçle Dr. Shahrour’un ya da bir başkasının düşüncelerini ölümsüzleştirme gibi bir gayemiz olamaz. Ancak inanıyorum ki Dr. Shahrour üzerinde on yıllarca çalışılacak ve İbrahim peygamberden bu yana gelişen insanlığın rasyonel düşüncesine (En’am 6:75-79) katkı sağlayacak eserler bırakmıştır (1).
Dr. Shahrour’un Kuran-Kitab, Muhkem-Müteşabih, İnzal-Tenzil, İslam-İman gibi bir bütünün iki parçasını oluşturan ve “zevceyni ile yaratılmanın” (Zâriyât 51:49) mahiyeti olan metodolojik görüşlerinin yanı sıra Kuran’a yönelik ortaya koyduğu felsefe zihin açıcıdır (2).
Burada üç temel kavramdan bahsedilmektedir: Var olmak (being), ilerlemek (progressing) ve dönüşmek (becoming). Bu üç kavram da biz yaratılanlar için Allah’ın evreni yaratması ile, yani Büyük Patlama (Big Bang) ile başlar. Buna göre Tanrı yoktan var etmiştir (En’am 6:101) ve zamanı yaratarak varlığa bir hareket vermiştir. Yani süre gelen (ilerleyen) bir evren yaratılmıştır. Eğer bu ilerleme unsuru yaratılmasaydı, o zaman Einstein’ın İzafiyet Teorisi öncesinde Newton tarafından iddia edildiği gibi durağan ve sabit bir evrenden bahsetmemiz gerekirdi. Bu sabit evrende her şey yaratıldığı gibi kalır; canlılığın doğup büyümesi ve yok olması, yani helak (entropi) kanunu (Asr 103:1-2) gerçekleşmezdi.
Ve zamana andolsun, insan ziyandadır.
Asr 103:1-2
Oysa ki bilindiği gibi modern bilimsel bulgular da Kuran’ın evrenin bir başlangıcı olduğu (Enbiyâ 21:30), bir yörüngede ilerlediği (Enbiyâ 21:33), evrenin genişlediği (Zâriyât 51:47), helak yasasına tabii olunduğu (Kasas 28:88) ve bir gün evrenin sona ereceği (Sebe 34:3) iddialarını desteklemektedir.
Evrenin yaratılışında var olma, ilerleme ve dönüşüm şeklinde ortaya konulan bu üç felsefî prensibi gözlemlemek mümkün. Buna göre Büyük Patlama’dan sonra ilk materyal element olan hidrojen açığa çıkmıştır; hidrojen helyuma dönüşmüş ve yıldızlar oluşmuştur; bu yıldızlarda pişen gazlar daha sonra bu yıldızların son bulması ile gezegenleri oluşturmuştur. Açığa çıkan diğer elementler de organik olmayan maddeleri ve organik maddeleri meydana getirmiştir.
Evrenimiz adeta bu şekilde sürekli bir değişim ve dönüşüm sürecine tabii olarak yaratılmıştır. Yani ilerleme ve dönüşüm helak kanunu ile birlikte Allah’ın Levh-i Mahfuz’a kaydettiği yeryüzündeki uygulamasıdır (Sünnetullah). Tek bir insanın doğup büyümesinden tutun da canlıların evrimine kadar evrendeki her şey benzer şekilde bu felsefî prensiplere göre sürekli bir değişim ve dönüşüm halindedir.
Dr. Shahrour’a göre var olmak insan bilinci dışındaki evrenin var olmasına işaret eder. Zaman algısı (ilerleme) devreye girdiğinde ise biz yaratılanlar materyal dünyayı algılayabilme kapasitesine erişiriz (yani şeylerin görülebilen, duyulabilen, dokunulabilen şekle gelmesi). Var olmak ve ilerlemek koordinat düzleminde x ekseni üzerine yerleştirilirse, dönüşmek de y ekseni üzerinde düşünülebilir. Bu şekilde zamana bağlı olarak hareket eden dinamik bir evren; sürekli gelişip değişen ve dönüşen; ve nihayet sona doğru yaklaşan bir evren modeli karşımıza çıkmaktadır.
Evrenin sonunda ise zaman duracak; dolayısıyla artık her hangi bir ilerlemeden bahsetmemiz mümkün olmayacaktır. Bu durumda yine de var olmak ve dönüşmek süreklilik gösterebilir. Kuran’daki ahiret anlatımlarından yeni bir yaratılışla diriltileceğimizi (İsrâ 17:49-52) ve cennete girenlerin oradan hiç çıkarılmayacağını (Hûd 11:108) anlıyoruz. Buna göre ahirette biz yaratılanlar için sonsuza dek donmuş gerçeklikler yaşanması muhtemeldir. Zaman kavramı bu dünyada bile zor iken, ahiretteki zamanı tasavvur etmek tabir-i caizse beyinlerimizi yakabiliyor.
Var olan evrenimizde, insan algımızla zaman olmayan bir mekan düşünmemiz oldukça zordur. Einstein’ın izafiyet (görelilik) teorisine göre de evrendeki bütün varlıklar ve varlığın fiziksel olayları izafidir. Zaman, mekan, hareket, birbirlerinden bağımsız değildirler. Aksine bunların hepsi birbirine bağlı, izafî (birbirlerine göre) olaylardır. Cisim zamanla, zaman cisimle, mekan hareketle, hareket mekanla ve dolayısıyla hepsi birbiriyle bağıntılıdır. Örneğin, eğer çok hızlı bir şekilde seyahat ederseniz veya yerçekimi dünyadan daha güçlü olan bir başka gezegene yerleşirseniz, zaman sizin için dünyadakine göre daha yavaş akmaya başlar. Bu fenomeni geçtiğimiz yıllarda Interstellar (Yıldızlararasında) adlı filmde modern fizik teorilerine uygun bir biçimde başarıyla sinemaya yansıtmışlardı.
Kadın: “Bu gezegende 7 yıl dünyadaki bir saate bedel.”
Adam: “İyi. Doktoramı burada yapacağım.”
via MEME
Bu basit düşünce deneyi, yani bir başka gezegene gidildiğinde dünyamıza göre zamanın daha hızlı ya da yavaş akması düşüncesi bile bizim için tasavvur edilmesi oldukça zordur. Oysa ki zamansız bir evrenin neye benzeyeceğini düşünmek daha da zordur. Kuran’dan anladığımıza göre Kıyamet Saat’i geldiğinde zaman ve mekan duracak ve yepyeni bir yaratım başlayacak. Zaman durduğu için ilerleme unsuru olmayacak; yaşlanmayacağız ve ölmeyeceğiz.
Dr. Shahrour’a göre ahirette ilerleme olmamasına rağmen, var olmak ve dönüşmek hala devam edebilmelidir. Örneğin, bu evrende eğer dönüşmek unsuru olmasaydı, materyal dünya amaçsız ve rastgele (random) şekilde uzay ve zaman boşluğunda dururdu. Böyle bir evren kendi kendini yok eder ve sonunda yok olurdu.
Kısacası, var olma unsuru olmadan ilerleme ve dönüşüm gerçekleşemez. Aynı zamanda ilerleme ve dönüşüm olmadan da amaçsız bir var olma olamaz. Bu 3 felsefî kavrama en güzel örnek Hac Suresi’nde verilmektedir (Hacc 22:5):
“Ey insanlar, diriliş konusunda kuşku besliyorsanız, (hatırlayın ki) sizi topraktan, sonra bir damlacıktan, sonra asılı duran bir madde (embriyo) den, sonra biçimi belli ve belirsiz bir mudgadan yarattık. Böylece size bildiriyoruz. Neyi dilemişsek belli bir süreye kadar onu rahimlerde tutarız. Sonra sizi bir bebek olarak çıkarırız ve ardından olgunlaşıp erginleşirsiniz. Kiminizin hayatına son verilir, kiminiz de en zayıf yaşam dönemine kadar ulaştırılır. Böylece bir bilgiye sahip olduktan sonra bir şey bilemez olsun. Toprağı kuru ve ölü görürsün, ancak üzerine su yağdırdığımız zaman titreşip kabarır ve çeşit çeşit güzel bitkiler bitirir.”
Bu ayetin Dr. Shahrour’un ortaya koyduğu felsefi görüşteki 3 prensip ile çözümlenmesi aşağıdaki şekildedir:
1. Var olmak: Topraktan yaratılma.
2. İlerlemek: Toprağın suya (sperme) çevrilmesi.
3. Dönüşmek: Topraktan sperme, spermden, embriyoya ve mudgaya doğru giden değişim zinciri.
Bu 3 unsur aynı zamanda Tanrı kavramının insan zihninde nasıl bir dönüşümden geçerek son halini aldığını da açıklayabilir. Bu dinamik evrende, insan zihni ve algıları, insanlık tarihi boyunca evrimleşip gelişmiştir. İnsanın zihin kapasitesi arttıkça somut ve kişileştirilmiş Tanrı inancından soyut ve görülemez Tanrı inancına; ya da çoktanrıcılıktan Tek Tanrı inancına geçiş bu şekilde bir dönüşümle mümkün olmuştur.
Örneğin ilkel kabilelere cana kıymamak gibi daha basit düzeyde emirler gelirken, biz modern insanlara oruç, zekat gibi daha üst düzey bilişsel becerileri gerektiren emirler gelmiştir. Cem Yılmaz’ın bir stand-up gösterisinde zekice komedileştirdiği gibi ilkel kabilelere ahirette fitre, zekat sorulması abesle iştigal olurdu.
Kuran’da da peygamber kıssaları üzerinden dinler tarihine bakışımızı zenginleştirecek pek çok bilgiye rastlamaktayız. Örneğin Nuh peygamber zamanındaki avcı-toplayıcı kavimlerin gökcisimlerine tapan (yani animizm) şamanistik bir inanca sahip olduklarını ve onlara inen ayetlerin daha basit düzeyde olduğunu (Hûd 11:26) görüyoruz. Konuyla ilgili aşağıdaki podcast’imizde bu konuyu iredelemiştik.
Benzer şekilde Musa peygamberin kavminin yine Tanrı’yı görmek istemelerinden (Nisâ 4:153) henüz soyut düşünce gelişimini tamamlamadıkları için duyu organları ile algılanamayan Tanrı inancına dair zihinsel kapasiteye erişemediklerini anlıyoruz. Muhammed peygamberin gelişi ile birlikte ise din artık son halini alıp tamamlanmıştır (Mâide 5:3). Çünkü artık insan bilişi modern bilimsel, felsefî, teknolojik gelişmelere açık hale gelmiştir. Bununla birlikte dinî anlamda zihinsel gelişimini tamamlamış; soyut, duyu organları ile algılanamayan ve evrendeki her şeyi yaratan Tek Tanrı algısına erişebilmiştir. Benzer şekilde ahlak ilkeleri de yine ana-babaya saygı, birbirini öldürmemek gibi basit kurallardan, Musa peygambere inen 10 emire ve daha sonra Kuran’ın ışığında evrensel insan haklarına evrilmiştir.
Buradan hareket eden Dr. Shahrour’a göre böylesine dinamik ve dönüşümlü bir evrende İslam dünyasının ahirete kadar 7. yüzyıl Arabistan coğrafyasındaki sosyo-kültürel yaşantılar içinde sıkışıp kalması oldukça vahimdir. Kıyamete kadar artık dinî anlamda hiç bir değişimin ve ilerlemenin var olmayacağını söylemek trajik bir hata olur. Toplumların 1400 yıl önce Muhammed peygamberin yaşadığı dönemdeki gibi modellenmesinde ısrar etmek, yukarıda ayrıntılandırılan sünnetullah ile bağdaşmamaktadır.
Unutulmamalıdır ki, Muhammed peygamber ölümsüz ya da olağanüstü güçleri olan bir melek değil; öncelikle bir beşerdi (Kehf 18:110) ve tarihin bir döneminde, belirli bir coğrafyada yaşamıştı. Dolayısıyla yaşadığı dönemin coğrafî, tarihî ve sosyo-kültürel durumuna uygun biçimde yaşayıp, konuşmuş olması akla yatkındır. Elbette ki fıtraten ve ahlaken yaşadığı dönemin en üstün örnekliğini göstermiş ve çağının ötesine geçmiştir. Bizler için de en güzel örnektir (Ahzâb 33:21). Ancak tarihsel bilgi, anlatı ve rivayetleri günümüzde bire bir uygulamaya çalışmak Kuran’ı tarihin bir dönemine hapsetmek olurdu. Bu tarz bir yaklaşım evrenin yaratılışından, canlıların büyüyüp gelişmesine; Kuran’daki peygamberler tarihi ve modern arkeolojik insanlık tarihi bulgularının da kanıtladığı gibi insan zihin kapasitesinin gelişip dönüşmesine uymamaktadır. Dahası Tanrı’nın Kuran’da bize öğrettiği dinamik ilerleyen evren modelinin tam tersine tekabül etmektedir. Böyle bir anlayış ile Kuran’a uygun yaşadığımızı söylemek mümkün olabilir mi?
Kaynaklar:
1Al-Kitab wa ‘l-Qur ‘an: Qira ‘a Mu ‘asira (الكتاب والقرآن : قراءة معاصرة) – The Book and The Qur’an: A Contemporary Reading (1990)
2http://www.islam-and-muslims.com/Quran-Morality-Critical-Reason.pdf
Kuran’dan alıntılanan ayetler (çeşitli meallerden):
Ankebût 29: 57. Her nefs ölümü tadacak ve sonra bize döndürüleceksiniz.
Kâf 50:15. Şimdi Biz, ilk yaratış sırasında bitkin düşmüşüz, öyle mi? Asla! Ama onlar, yeniden yaratmanın (imkânından) kuşku duymaktalar.
En’am 6:75-79. İşte böylece biz, İbrahim’e göklerin ve yerin hükümranlığı hakkında bir bakış açısı kazandırdık ki, kalben mutmain kimselerden olsun. Üzerine gece basınca İbrâhim bir yıldız gördü: “Budur rabbim” dedi. Yıldız batınca, “Batanları sevmem” dedi. Sonra ayın doğuşunu görünce “İşte Rabbim bu!” dedi. Fakat o da batınca dedi ki: “Doğrusu eğer Rabbim beni doğru yola iletmeseydi, ben de kesinlikle sapıtan kimselerden olurdum!”. Nihayet güneşin doğuşunu gördü ve “Benim Rabbim bu; (zira) bu en büyüğü!” dedi. Fakat o da kaybolunca “Ey kavmim!” diye seslendi, “Ben sizin şirk koştuğunuz şeylerde yokum! Artık ben, her türlü bâtıldan yüz çevirerek bütün varlığımla gökleri ve yeri yaratana yöneldim; ve ben O’ndan başkasına ilâhlık yakıştıranlardan değilim!”
Zâriyat 51:49. Öğüt almanız için de herşeyi zevceyni (birbirine bağlı biçimde) yarattık.
En’am 6:101. Gökleri ve yeri, yoktan var edendir. O’nun hiçbir zaman bir eşi olmadığı hâlde nasıl çocuk sahibi olabilir? Kaldı ki, her şeyi yaratan O’dur ve O her şeyi bilmektedir.
Asr 103:1-2. Andolsun zamana ki insan ziyandadır.
Enbiyâ 21:30. İnkarcılar görmezler mi ki; gökler ve yer başlangıçta bitişikken, biz onları ayırdık ve her canlıyı sudan var ettik? Buna rağmen hâlâ inanmayacaklar mı?
Enbiyâ 21:33. O ki geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratmıştır. Bunların hepsi bir yörüngede yüzer.
Zâriyat 51:47. Göğü gücümüzle biz kurduk ve onu biz genişletmekteyiz.
Kasas 28:88. Allah ile birlikte başka bir tanrıya tapıp yalvarma! O’ndan başka tanrı yoktur. O’nun zatından başka her şey helak olacaktır. Hüküm O’nundur ve siz ancak O’na döndürüleceksiniz.
Sebe 34:3. İnkâr edenler: “Bize o kıyamet saati gelmez.” dediler. De ki: “Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbim hakkı için kıyamet size mutlaka gelecektir. O’nun ilminden göklerde ve yerde zerre kadar bir şey kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi muhakkak açık bir kitaptadır.”
İsrâ 17:49-52. Dediler ki: “Kemik ve ufak parçalar haline geldikten sonra mı yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?!”. De ki: “İsterse taş veya demire dönüşün yahut sizce imkansız görünen bir biçime girin, farketmez.” Buna karşılık, “Bizi kim geri döndürecek,” diyecekler. De ki: “Sizi ilk önce kim yarattıysa O!” Sonra başlarını sallayıp, “Peki ne zaman,” diyecekler. De ki: “Belki düşündüğünüzden daha yakın…”. Sizi çağıracağı gün, siz ona övgüyle karşılık verirsiniz ve çok kısa bir süre kalmış olduğunuzu anlarsınız.
Hûd 11:108. Mutluluğu hak edenler ise, gökler ve yer kaldığı sürece bahçede kalıcıdırlar. Rabbin dilerse başka. Kesintisiz bir ödüldür bu.
Hacc 22:5. Ey insanlar, diriliş konusunda kuşku besliyorsanız, (hatırlayın ki) sizi topraktan, sonra bir damlacıktan, sonra asılı duran bir madde (embriyo) dan, sonra biçimi belli ve belirsiz bir dölütten yarattık. Böylece size bildiriyoruz. Neyi dilemişsek belli bir süreye kadar onu rahimlerde tutarız. Sonra sizi bir bebek olarak çıkarırız ve ardından olgunlaşıp erginleşirsiniz. Kiminizin hayatına son verilir, kiminiz de en kötü yaşa kadar ulaştırılır. Böylece bir bilgiye sahip olduktan sonra bir şey bilemez olsun. Toprağı kuru ve ölü görürsün, ancak üzerine su yağdırdığımız zaman titreşip kabarır ve çeşit çeşit güzel bitkiler bitirir.
Hûd 11:26. Allahtan başkasına kulluk etmeyin, çünkü sizin için çok acıklı bir Günün azabından korkuyorum!”
Nisâ 4:153. Kitap halkı, senin kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Musa’dan bunun daha büyüğünü istemiş ve, “Bize ALLAH’ı fiziksel olarak göster,” demişlerdi. Böyle sınırı aşmalarından ötürü onları yıldırım çarptı. Kendilerine apaçık deliller gelmesine rağmen buzağıya taptılar. Onları yine affettik. Musa’ya da apaçık bir yetki verdik.
Mâide 5:3. Leş, kan, domuzun eti ve ALLAH’tan başkasına adananlar size haram kılındı. Canları çıkmadan kesmeniz hariç, boğulmuş, vurulmuş, düşmüş, boynuzlanmış ve canavar tarafından yenmiş hayvanlar, putlaştırılmış taşlar üzerinde boğazlanarak fal oklarıyla dağıtılanlar, evet bunlar kötüdür. Bugün size dininizi olgunlaştırdım, size nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı beğendim. İnkarcılar bugün dininizden umut kesmişlerdir. Onlardan çekinmeyin; benden çekinin. Kim açlıktan dolayı zorda kalırsa, günaha istekle yönelmeden yerse ona günah yoktur. Çünkü ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir.
Kehf 18:110. De ki: “Ben sizin gibi bir insandan başka bir şey değilim. Tanrınızın bir tek Tanrı olduğu bana vahyedildi. Rabbiyle karşılaşmayı uman herkes erdemli işler yapsın ve Rabbine olan kulluğa hiç kimseyi ortak koşmasın.”
Ahzâb 33:21. Allah’ı ve ahiret gününü arzulayan ve Allah’ı sıkça ananlarınız için Allah’ın elçisinde güzel bir örnek vardır.


