Bilgece Karar Vermenin Formülü

Bilgelik

=

Sağlıklı Bir Kalp

+

Egodan Uzaklaşmak

“Allah’a yalnızca temiz ve sağlam bir kalple gelenler kurtuluşa erer.

— Şuara 26:89

Güncel sinirbilim araştırmaları medyada yoğun biçimde yer alan mide-beyin ilişkisinden sonra kalp-beyin ilişkisine dair de ilginç veriler ortaya koyuyor. Geleneksel olarak beynin diğer organları etkilediği (örneğin sedef hastalığı, mide-bağırsak ya da psikosomatik rahatsızlıklar gibi) uzun yıllardır biliniyor. Hatta sebebi fizyolojik olarak bulunamayan hastalıklar için “stres kaynaklı” denilir (Bu da başka bir yazının konusu olsun:)). Ancak bunun tam tersi, yani çevresel sinir sistemine ait  kalp atışı, sindirim, solunum gibi fonksiyonların, yani bedenimizden gelen sinyallerin, merkezi sinir sistemine ait beyin fonksiyonlarını ve psikolojimizi etkilediği 2000’li yıllardan önce henüz ortaya konmamıştı.

Kalp ve beyin ilişkisine dair son yıllarda yapılan araştırmalar kalp ritmi ya da kalp hızı değişkenliği (heart-rate variability) denilen ölçüm ile duygu düzenleme ve zihinsel işlevler arasında ilişki olduğunu gösteriyor. Buna göre kalp ritminin yüksek değişkenlik göstermesi daha sağlıklı bir beyne işaret ederken, daha az değişkenlik gösteren bir kalp atışı daha düşük bilişsel ve duygusal işlevler ile ve bireyin iyilik halinin azalması ile ilişkili. Ayrıca kalp ritmi değişkenliğinin travma sonrası stres bozukluğu gibi psikiyatrik rahatsızlıklar için potansiyel bir risk faktörü olabileceği de gösterilmiştir.

Image by DAMIAN NIOLET from Pixabay

Waterloo Üniversitesi’nde Profesör Grossmann ve ekibi kalp ritmi değişkenliği ile düşünme fonksiyonunun birlikte çalıştığını ilk kez gözlemledi. Düşünceyi dikkat, bellek gibi süreçlerden daha üst düzey akıl yürütme becerilerini içeren işlev olarak tanımlayabiliriz. Bu araştırmada katılımcılardan karmaşık sosyal meseleler hakkında düşünmeleri, akıl yürütmeleri istenildi.

Bu çalışmada akıl yürütme konusunda iki farklı perspektif vardı:

1. Ego merkezli: Kendini göz önünde tutarak akıl yürütme (self-immersed)

2. Ego merkezli olmayan: Kendini dışarda tutarak akıl yürütme (self-distanced).

Daha önce Antonio Damasio gibi davranışçı sinirbilimin önemli isimleri tarafından da bilgeliğin kalp fonksiyonlarını içerdiği öne sürülmüş olsa bile, ancak günümüzdeki teknolojik gelişmelerle kalp ritmi değişiminin ölçülmesi mümkün olabildi. Burada kalp ritmi değişkenliği terimi aslında vagal sinir denilen ve beyin sapından çıkıp kalp, akciğer ve sindirim yoluna uzanan ve bu fonksiyonları kontrol eden sinirin dolaylı yoldan ölçülmesini ifade ediyor.

Profesör Grossmann mantık yürütme becerisinin yalnızca zihne özgü olmadığını söylüyor ve çalışmalarının bulgularını şöyle özetliyor:

“Kalp atışı daha yüksek oranda değişkenlik gösteren ve sosyal problemlere dışarıdan bakan bireylerin çok daha bilgece akıl yürüttüğünü gözlemledik.”

Bu ve benzeri güncel çalışmalar beynin saltanatına son vereceğe benziyor; belki de bunca zaman gücünü diğer organlarla demokratik yollarla paylaştığını biz görememiştik.

Bu çalışma kalbin zihnimizi nasıl etkilediğine dair yalnızca bilimsel anlamda heyecan verici bir bulgu değil; aynı zamanda Kuranî açıdan da ilginç yansımaları olabilir. Kuran’da “kalb” kelimesi yüzden fazla ayette geçer ve pek çoğunda duygu, akıl, vicdan gibi farklı manalara gelecek şekilde anlaşılabilir. Örneğin Hacc Suresi 46. ayet şöyledir:

Peki, yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, orada olup biteni kalpleri kavrasın ve kulakları işitsin? Ne var ki, onlarda kör olan gözler değil; kör olan, göğüslerdeki kalpler!

Hacc 22:46

Bu ve benzeri ayetlere dayanarak Gazzali gibi düşünürler kalbi “insan kişiliğinin ruhi merkezi, benliğin ve şuurun kaynağı, eşyanın hakikatini anlayıp bildiğimiz manevi özümüz” olarak nitelendirmişlerdir. Oysa ki bu bakış açısı modern felsefî ve bilimsel bulgular açısından sorunludur. Birincisi, bunca zaman sonra ve teknolojideki gelişmelere rağmen Descartes’in zihin-beden dualizmini birleştirecek bir beyin bölgesine rastlanmamıştır; aksine beden ve zihnin bir bütün olduğu ve birlikte hareket ettikleri gözlenmektedir. Yani Allah’ın “ruhundan üflemesi” bedenimizden ayrı bir kavrama işaret etmek zorunda değil (Hicr 15:29). Bana göre ruh ve beden diye iki ayrı kavramdan söz etmek yerine, ruhun bir şekilde bedenimize eklenmiş olması daha uygun görünüyor.

Öte yandan modern psikolojik bilimlerin konuya yaklaşımında şöyle bir sorun vardı: Tüm duygu, düşünce ve davranışı yalnızca beyin ile ilişkilendiriyordu. Ancak kalp-beyin ilişkisi ile bu bakış açısı değişmeye başladı.

Ayrıca Kuran ve bilimin çelişmediğini göstermek için “kalb” kelimesinden kastın “beyin” organı olduğunu iddia ederek işin içinden çıkmaya çalışan düşünürler de vardır. Oysa ki bana göre böyle zorlama izahlara gerek olmadığı yukarıdaki modern bilimsel bulguların ışığında açıktır. Genel anlamda Kuran’daki “kalb” sözcüğünün aklı da içine alan şemsiye bir kavram olduğu konusunda fikir birliği olsa da; henüz “kalb” kavramının tevili bugüne dek yapılmamıştı; yani objektif maddî kanıtı gösterilmemişti. Yukarıda bahsedilen kalp-beyin ilişkisine dair çalışma, bizleri Kuran’daki kalb kavramını akıl yürütme bağlamında kullanan ayetleri modern sinirbilim bulguları ile birlikte tekrar düşünmeye sevk etmektedir.

Bu çalışmadan önce de kalp atışının bellek gibi beyin işlevleri üzerinde etkisi olduğu biliniyordu. Ancak daha iyi bir belleğe sahip olmak, kişiyi daha bilge yapmıyor. Hatta insanlar bilişsel kapasitelerini kullanarak daha mantıksız kararlar bile verebilir. Felsefe ve psikolojik bilimler, problem çözme ve genel bilişsel becerilerin daha mantıklı kararlar vermek için yeterli olmadığı konusunda hemfikir. Ancak buraya dikkat:

Bahsedilen çalışma gösteriyor ki bilişsel becerilerini daha bilgece kararlar vermeye yönlendirmek isteyenlerin öncelikle sağlıklı bir kalbe ve sonra ego-merkezli düşünce yapılarından uzaklaşmaya ihtiyaçları var.

Bu bulgular ışığında Kuran’da geçen “kalplerdeki hastalık” kavramının ego-merkezli bir düşünce yapısına ve “kalplerin Allah tarafından mühürlenmesi”nin de bu ego-merkezli yapıdan dolayı akıl yürütme becerilerinin kısıtlandığına işaret ediyor olması akla yatkın görünmektedir.

Kaynaklar:

https://www.sciencedaily.com/releases/2015/09/150910164223.htm

https://www.frontiersin.org/articles/10.3389/fnbeh.2016.00068/full

https://www.sciencedaily.com/releases/2016/04/160407221449.htm

Antonio Damasio (1994). Descartes’in Yanılgısı, Varlık Yayınları

şüphesiznil tarafından yayımlandı

İlgi alanlarım psikoloji, sinirbilim, astroloji, zihin felsefesi ve Kur'an. Şu anki meraklarım eski uygarlıklar, sanat terapisi, uzakdoğu tıbbı. İlgi alanlarımla ilgili ben konuşurum; meraklarımla ilgili sizi dinlemek isterim:) Profile photo Image by 95C from Pixabay.

Yorum bırakın